Türkiye, çocukluk çağı obezitesinde küresel düzeyde üçüncü, Avrupa’da ise ilk sırada gösteriliyor. Aktarılan uzman değerlendirmelerine göre kentleşme, fast-food tüketiminin artması, ekran karşısında geçirilen sürenin uzaması ve çocukların beslenmesine yönelik hatalı yaklaşımlar bu tablonun oluşmasında etkili.
ÇOCUKLUK ÇAĞI OBEZİTESİNDE DİKKAT ÇEKEN TABLO
Dünya Sağlık Örgütü’nün Avrupa Çocukluk Çağı Obezite Gözetim Girişimi’nin (COSI) 2022-2024 dönemini kapsayan altıncı turunda, 37 ülkeden yaklaşık 470 bin çocuğun verileri incelendi.
DSÖ’ye göre 7-9 yaş grubundaki çocukların yüzde 25’i fazla kilolu veya obez kategorisinde bulunurken, yüzde 11’i obeziteyle yaşıyor. Erkek çocuklarda obezite oranı yüzde 13, kız çocuklarda ise yüzde 9 olarak hesaplandı. Ülkeler arasında oranlar önemli farklılıklar gösteriyor.
DSÖ’nün Türkiye’ye ilişkin veri sayfasında ise 2022 yılında 5-19 yaş grubunda obezite prevalansı yüzde 9,3 olarak yer alıyor. Bu nedenle farklı yaş grupları ve veri setlerine ait oranların birbirinin yerine kullanılmaması gerekiyor.
EKRAN SÜRESİ ARTTIKÇA HAREKET AZALIYOR
Uzmanların üzerinde durduğu başlıklardan biri çocukların ekran karşısında geçirdiği süre.
Diyetisyen Gürkan Hınız, uzun süre hareketsiz kalan çocuklarda enerji harcamasının azaldığına dikkat çekiyor. Özellikle televizyon, tablet ve telefon karşısında yemek yenilmesinin çocuğun açlık ve tokluk sinyallerini fark etmesini zorlaştırabileceği belirtiliyor.
Ekran karşısında geçirilen zaman yalnızca fiziksel aktivitenin azalması açısından değil, beslenme davranışları açısından da önem taşıyor. Çocukların farkında olmadan atıştırması, yüksek kalorili ürünlerin daha fazla tüketilmesine zemin hazırlayabiliyor.
FAST-FOOD TÜKETİMİ VE BESLENME ALIŞKANLIKLARI DEĞİŞTİ
Çocukluk çağı obezitesinin yalnızca genetik faktörlerle açıklanamayacağına dikkat çekiliyor.
Uzman değerlendirmelerine göre modern gıda endüstrisinin yaygınlaşması, hazır ve işlenmiş ürünlerin daha kolay ulaşılabilir hale gelmesi ve geleneksel beslenme alışkanlıklarının değişmesi önemli risk faktörleri arasında bulunuyor. Özellikle yüksek enerji içeren ancak besin değeri düşük ürünlerin sık tüketilmesi kilo artışını kolaylaştırabiliyor.
DSÖ de çocukluk çağı obezitesiyle mücadelede sağlıksız gıdaların çocuklara yönelik pazarlanmasının sınırlandırılması, okul yemeklerinde besin standartlarının iyileştirilmesi ve fiziksel aktivitenin artırılması gibi politikaları öneriyor.
AİLELERİN YAKLAŞIMI DA ÖNEM TAŞIYOR
Çocukların beslenmesinde ailelerin tutumu da uzmanların dikkat çektiği konular arasında.
Çocuğa sürekli daha fazla yemek yemesi yönünde baskı yapılması veya aşırı kısıtlayıcı bir beslenme yaklaşımı benimsenmesinin istenmeyen sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor. Çocuğun yeme davranışının yalnızca kilo üzerinden değerlendirilmesi yerine dengeli beslenme ve düzenli fiziksel aktivite alışkanlığının desteklenmesi önem taşıyor.
DSÖ’nün COSI araştırmasında dikkat çeken bir başka sonuç ise ebeveynlerin çocuklarının kilosunu değerlendirmesindeki güçlük. Araştırmaya göre fazla kilolu çocukların yaklaşık üçte ikisinin ebeveyni, çocuklarını zayıf veya normal kilolu olarak değerlendiriyor.
OBEZİTE İLERİ YAŞLARDA HASTALIK RİSKİNİ ARTIRIYOR
Çocukluk dönemindeki obezite yalnızca çocukluk yıllarındaki kilo problemi olarak görülmüyor.
Uzmanlar, obezitenin ilerleyen yaşlarda tip 2 diyabet, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları ve bazı diğer kronik hastalıklar açısından risk oluşturabileceğine dikkat çekiyor. DSÖ de çocukluk dönemindeki fazla kilo ve obezitenin ilerleyen yaşlarda bulaşıcı olmayan hastalıkların gelişme riskini artırdığını belirtiyor.
Bu nedenle çocukluk çağı obezitesiyle mücadelede yalnızca bireysel beslenme tercihlerinin değil, okul ortamının, kent yaşamının, gıda pazarlamasının ve fiziksel aktivite imkanlarının da birlikte ele alınması gerekiyor.
AKRAN ZORBALIĞI YENİ BİR KISIR DÖNGÜ OLUŞTURABİLİYOR
Kilo problemi yaşayan çocukların karşılaşabileceği sorunlar fiziksel sağlıkla sınırlı değil.
Uzman değerlendirmelerinde, fazla kilo nedeniyle akran zorbalığına maruz kalan çocukların stres yaşayabileceği ve bu stresin sağlıksız yeme davranışlarını tetikleyebileceği belirtiliyor. Böylece kilo problemi, psikolojik baskı ve sağlıksız beslenme arasında yeni bir döngü ortaya çıkabiliyor.
Bu nedenle çocuklarda kilo yönetimi yapılırken damgalayıcı ve suçlayıcı yaklaşımlardan kaçınılması, gerektiğinde çocuk sağlığı ve beslenme uzmanlarından destek alınması önem taşıyor.
İNSÜLİN DİRENCİNİN BELİRTİLERİNE DİKKAT!
Uzmanların dikkat çektiği bir diğer konu ise obeziteyle birlikte görülebilen insülin direnci.
Bel çevresinde genişleme, sık acıkma, yemeklerden sonra uyku hali ve yoğun tatlı isteği gibi belirtilerin değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Ciltte bazı bölgelerde koyulaşma ve kan yağlarında görülen değişiklikler de doktor değerlendirmesini gerektirebilecek bulgular arasında sayılıyor.
Ancak bu belirtilerin tek başına insülin direnci veya başka bir hastalık tanısı anlamına gelmediği unutulmamalı. Çocuklarda büyüme ve kilo değerlendirmesi yaşa ve gelişim dönemine göre yapılmalı.



