Sanayi Devrimi’nden bu yana dünya ekonomisinin merkezinde yer alan enerji düzeni büyük bir dönüşümün eşiğinde bulunuyor. Kömür, petrol ve doğal gazın şekillendirdiği sistemin karşısında güneş, rüzgar, elektrikli ulaşım ve temiz enerji yatırımları hızla büyüyor. Ancak dönüşümün hızı ile fosil yakıtlara devam eden yatırımlar arasındaki çelişki, yaklaşan iklim zirvesinin en önemli başlıklarından biri haline geliyor.
COP31’in 9-20 Kasım 2026’da Antalya’da düzenlenecek olmasıyla birlikte tartışmanın merkezinde fosil yakıtlardan çıkış, temiz enerji yatırımları ve adil geçiş bulunuyor. COP28’de yaklaşık 200 ülkenin enerji sistemlerinde fosil yakıtlardan “adil, düzenli ve hakkaniyetli” biçimde uzaklaşma çağrısında uzlaşmasının üzerinden üç yıl geçti. Ancak bu hedefin somut enerji politikalarına ne ölçüde dönüştüğü hâlâ tartışılıyor.
YENİ ENERJİ DÜZENİ KURULURKEN FOSİL YAKITLAR SÜRÜYOR
Küresel enerji sisteminde dikkat çekici bir ikilem yaşanıyor. Yenilenebilir enerji yatırımları hızla artarken fosil yakıtların toplam enerji sistemindeki ağırlığı henüz ortadan kalkmış değil.
Cumhuriyet’in aktardığı Energy Institute verilerine göre 2025’te yenilenebilir enerji, küresel enerji arzındaki büyümenin en büyük kaynağı oldu. Yenilenebilir kaynaklardaki artışın yüzde 71’ini güneş enerjisi oluşturdu.
Buna rağmen aynı dönemde kömür, petrol ve doğal gaz dahil olmak üzere büyük enerji kaynaklarının tamamında rekor seviyeler görüldü. Bu durum, temiz enerji kapasitesindeki artışın henüz fosil yakıt kullanımını aynı hızda geriletmediğini ortaya koyuyor.
TEMİZ ENERJİYE TRİLYONLARCA DOLARLIK YATIRIM
Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2026 yılı için yaptığı öngörüler, dönüşümün boyutunu gösteriyor.
IEA, temiz enerji yatırımlarının 2026’da yaklaşık 2,2 trilyon dolara ulaşmasını bekliyor. Ancak aynı tahminde petrol, doğal gaz ve kömüre yapılacak yatırımların da yaklaşık 1,2 trilyon dolar seviyesinde olacağı öngörülüyor.
Ortaya çıkan tablo, enerji dönüşümünün neden yalnızca yenilenebilir kapasiteyi artırmakla çözülemeyeceğini gösteriyor. Fosil yakıtların sistemden çıkması için elektrik şebekelerinin güçlendirilmesi, enerji depolamanın yaygınlaştırılması ve sanayi ile ulaşım altyapısının dönüştürülmesi gerekiyor.
COP28’DE TARİHİ ADIM ATILDI
Fosil yakıtlardan uzaklaşma tartışmasının en önemli dönüm noktalarından biri 2023’te Dubai’de düzenlenen COP28 oldu.
Yaklaşık 200 ülke, bir COP sonuç metninde ilk kez enerji sistemlerinde fosil yakıtlardan adil, düzenli ve hakkaniyetli biçimde uzaklaşılması çağrısında uzlaştı.
Ancak metinde fosil yakıtların tamamen aşamalı olarak sonlandırılmasına ilişkin daha güçlü bir ifade yer almadı. Buna rağmen karar, küresel iklim müzakerelerinde fosil yakıtların ilk kez bu kadar doğrudan gündeme alınması açısından önemli bir eşik oluşturdu.
COP30’DA YOL HARİTASI ÇIKMADI
COP28’de verilen mesajın ardından asıl sorun uygulama aşamasında ortaya çıktı.
COP29 ve COP30’da iklim finansmanı, enerji dönüşümü ve ülkelerin iklim hedeflerinin güçlendirilmesi tartışılırken fosil yakıtlardan uzaklaşmanın nasıl gerçekleştirileceği de gündemde kaldı.
Ancak COP30’da fosil yakıtlardan çıkışa ilişkin önerilen yol haritası nihai müzakere paketine giremedi. Birleşmiş Milletler Türkiye sayfasında yer alan değerlendirmeye göre, 80’den fazla ülkenin desteklediği resmi yol haritası önerisi son müzakerelerde metinden çıkarıldı. Nihai karar ise COP28’deki “fosil yakıtlardan uzaklaşma” yönündeki mutabakata atıfla sınırlı kaldı.
ANTALYA’DA YENİ SINAV BAŞLIYOR
Şimdi gözler Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31’e çevriliyor.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne göre COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilecek. Türkiye konferansa ev sahipliği yaparken, Avustralya müzakere sürecinin başkanlığını üstlenecek.
COP31 Başkanlığı tarafından açıklanan gündemde temiz enerji ve elektrifikasyon da önemli başlıklar arasında bulunuyor. Haziran ayında açıklanan hedeflerden biri, nihai enerji talebinde elektriğin payının 2035’e kadar bugün yüzde 20’nin biraz üzerindeki seviyeden yüzde 35’e çıkarılması.
Eylül ayında açıklanan COP31 gündeminde ise temiz enerji, sıfır atık, iklim dirençli kentler, yeşil sanayileşme ve ulusal iklim planlarının uygulanması gibi 10 ana tema öne çıkarıldı.
PEKİ DÖNÜŞÜMÜN BEDELİNİ KİM ÖDEYECEK?
Fosil yakıtlardan çıkış yalnızca enerji şirketlerini ve hükümetleri ilgilendiren teknik bir süreç değil.
Kömür madenlerinin ve termik santralların kapatılması, doğrudan istihdamı etkileyebiliyor. Bunun yanında maden bölgelerindeki küçük işletmeler, belediye gelirleri ve yerel ekonomik yapı da dönüşümden etkilenebiliyor.
Bu nedenle iklim politikalarında “adil geçiş” kavramı giderek daha fazla önem kazanıyor. Amaç, yüksek karbonlu sektörlerden düşük karbonlu ekonomiye geçerken çalışanların ve yerel toplumların geride bırakılmaması.
Yeni iş alanlarının oluşturulması, çalışanların yeniden eğitilmesi, sosyal koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi ve fosil yakıta bağımlı bölgelerin yeni ekonomik modeller geliştirmesi bu sürecin önemli parçaları arasında bulunuyor.
MADEN KENTLERİ İÇİN ALTERNATİF MODELLER
Fosil yakıtlardan uzaklaşmanın ekonomik sonuçlarına ilişkin dünyada farklı örnekler bulunuyor.
Cumhuriyet’in haberinde aktarılan örnekler arasında Endonezya’daki Sawahlunto, Fransa’daki Loos-en-Gohelle ve Hollanda’daki Heerlen yer alıyor.
Bu kentlerde madencilik sonrasında turizm, yenilenebilir enerji, yeşil teknolojiler ve eski maden altyapısının enerji sistemlerinde kullanılması gibi farklı modeller geliştirildi.
Örneklerin ortak noktası, fosil yakıtlardan çıkışın yalnızca “kapatma” politikası olarak ele alınmaması. Ekonomik dönüşümün önceden planlanması, bölgedeki çalışanların korunması ve yeni yatırım alanlarının oluşturulması gerekiyor.
TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ KRİTİK DENGE
COP31’in Türkiye’de düzenlenmesi, ülkenin enerji dönüşümü politikalarını da uluslararası iklim gündeminin daha görünür bir parçası haline getiriyor.
Türkiye’nin COP31 gündeminde uygulamaya, yatırımın hızlandırılmasına ve temiz enerjiye geçişe ağırlık veriliyor. Ancak küresel ölçekte fosil yakıt yatırımlarının devam etmesi, iklim hedefleri ile mevcut enerji politikaları arasındaki gerilimin sürdüğünü gösteriyor.
Nitekim son günlerde Türkiye ve Avustralya, COP31’e ev sahipliği yaparken fosil yakıtlara yönelik politikaları nedeniyle çevre örgütlerinin eleştirileriyle de karşı karşıya.
Antalya’daki zirvenin en önemli sınavlarından biri, daha önce verilen fosil yakıtlardan uzaklaşma sözlerinin ölçülebilir uygulamalara dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği olacak.



