Japonya’da faiz 31 yılın zirvesinde

Zafer Özcivan
Ekonomist-Yazar

Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) politika faizini 25 baz puan artırarak yüzde 1,25’e çıkarması, yalnızca Japonya açısından değil, küresel ekonomi açısından da önemli bir gelişme. Çünkü bu oran, Nisan 1995’ten bu yana görülen en yüksek faiz seviyesi. Karar 7’ye karşı 2 oyla alındı.
Ben bu kararı, Japonya ekonomisinin yıllardır içinde bulunduğu düşük enflasyon ve düşük faiz döneminden çıkışının önemli bir aşaması olarak görüyorum. Japonya denildiğinde akla uzun yıllar boyunca sıfıra yakın faiz, deflasyonla mücadele ve ekonomiyi canlandırmak için uygulanan genişlemeci para politikaları geliyordu. Bugün ise tablo değişiyor. Japonya Merkez Bankası artık enflasyonun hedefin üzerine çıkma ihtimalini daha fazla dikkate alıyor.
Japonya’nın ezberini bozan enflasyon
Japonya’nın ekonomi tarihinde uzun süre en önemli sorunlardan biri enflasyon değil, tam tersine fiyatların yeterince artmamasıydı. Bu nedenle merkez bankası yıllarca düşük faiz politikası izledi. Ancak enerji fiyatlarındaki yükseliş, yenin değer kaybı ve küresel maliyet baskıları Japonya’da fiyat artışlarını yeniden önemli bir ekonomik sorun haline getirdi.
Özellikle enerji ithalatına yüksek ölçüde bağımlı olan Japonya açısından petrol fiyatlarındaki yükselişin ayrı bir önemi bulunuyor. Orta Doğu’daki jeopolitik gelişmelerin enerji fiyatlarını yukarı çekmesi, Japonya’da maliyet enflasyonunu güçlendiren unsurlardan biri oldu. BoJ yetkilileri de enerji ve diğer girdi maliyetlerindeki artışların tüketici fiyatlarına yansıyabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor.
Bana göre burada önemli olan nokta şu: Merkez bankaları artık yalnızca gerçekleşmiş enflasyona değil, gelecekte oluşabilecek fiyat baskılarına da bakıyor. Japonya’nın faiz kararında da bu yaklaşımın izlerini görmek mümkün.
Faiz artışı ekonomiyi nasıl etkileyecek?
Faiz artışının temel amacı kredi kullanımını ve toplam talebi bir miktar yavaşlatarak fiyat artışlarının kalıcı hale gelmesini önlemek. Teorik olarak faiz yükseldiğinde şirketlerin yatırım ve hane halkının tüketim için borçlanma maliyeti artıyor. Böylece ekonomideki aşırı talep baskısının azalması bekleniyor.
Ancak Japonya açısından işin başka bir boyutu daha var. Ülke uzun yıllar düşük faiz ortamına alıştı. Dolayısıyla faizlerin yükselmesi, şirketlerin finansman maliyetlerini, konut ve tüketici kredilerini ve kamu borçlanmasının maliyetini zaman içinde etkileyebilir.
Benim açımdan asıl soru da burada ortaya çıkıyor: Enflasyonu düşürürken ekonomik büyüme ne ölçüde korunabilecek?
Çünkü merkez bankalarının önündeki en zor denklem budur. Faiz çok düşük kalırsa enflasyon kalıcılaşabilir. Çok hızlı yükseltilirse ekonomik faaliyet zayıflayabilir.
Yen neden güçlenmedi?
İlginç gelişmelerden biri de faiz artışına rağmen Japon yeninin beklenen şekilde güçlenmemesi oldu. Reuters’ın aktardığına göre karar sonrasında yen değer kaybetti. Bunun nedenleri arasında piyasanın gelecekteki faiz artışlarının hızı konusunda yeterince güçlü bir mesaj almaması ve karar kurulundaki iki üyenin artışa karşı çıkması gösteriliyor.
Bu durum bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Bir merkez bankasının faiz artırması, o ülkenin para biriminin otomatik olarak değer kazanacağı anlamına gelmiyor.
Piyasalar sadece bugünkü faize değil, gelecekteki faiz politikasına da bakıyor. ABD ile Japonya arasındaki faiz farkı, küresel sermaye hareketleri ve yatırımcıların risk iştahı yen üzerinde etkili olmaya devam ediyor.
Japonya’dan Türkiye için hangi dersler çıkar?
Japonya’daki gelişmeleri Türkiye açısından da yakından izlemek gerektiğini düşünüyorum. Elbette iki ülkenin ekonomik yapısı, enflasyon dinamikleri ve para politikası koşulları birbirinden oldukça farklı. Ancak ortak bir gerçek var: Enflasyonla mücadelede merkez bankalarının güvenilirliği ve beklentilerin yönetilmesi büyük önem taşıyor.
Japonya’nın yıllarca deflasyonla mücadele ettikten sonra bugün enflasyonun yükselmesinden endişe etmesi, ekonomi politikalarında şartların ne kadar hızlı değişebileceğini gösteriyor.
Ayrıca küresel enerji fiyatlarının ülkelerin enflasyonunu ne kadar hızlı etkileyebildiğini de Japonya örneğinde görüyoruz. Petrol ithalatına bağımlı ekonomiler açısından enerji fiyatları yalnızca dış ticaret dengesi açısından değil, doğrudan doğruya tüketici fiyatları açısından da kritik.
Bundan sonraki süreç
BoJ Başkanı Kazuo Ueda, bundan sonraki faiz kararlarının ekonomik ve fiyat gelişmelerine bağlı olacağını vurguluyor. Bankanın temel amacı, enflasyonun yüzde 2 hedefinin belirgin biçimde üzerine çıkmasını önlemek.
Dolayısıyla Japonya’da faiz artışlarının sona erdiğini söylemek için henüz erken. Ancak bundan sonraki adımların zamanlaması ve büyüklüğü konusunda belirsizlik bulunuyor.
Benim değerlendirmeme göre Japonya Merkez Bankası’nın yüzde 1,25’lik faiz kararı, rakamsal olarak bakıldığında dünyanın birçok ekonomisine kıyasla hâlâ düşük görünebilir. Fakat Japonya’nın geçmişi dikkate alındığında son derece önemli bir eşik. Çünkü burada yalnızca 25 baz puanlık bir artıştan söz etmiyoruz; Japonya’nın para politikası anlayışında yaşanan büyük değişimin devamından söz ediyoruz.
Dünyada merkez bankalarının yeniden enflasyonla mücadeleyi önceliklendirdiği bir döneme girilirken Japonya’nın da bu sürece katılması küresel finans piyasalarında yeni dengeler yaratabilir. Bundan sonra gözler yalnızca Japonya’daki enflasyonda değil, yenin hareketinde, tahvil piyasasında ve BoJ’un bir sonraki adımında olacak.
Kısacası Japonya’da 31 yıl sonra zirveye çıkan faiz, geçmişin düşük faiz politikasından geleceğin daha normalleşmiş para politikasına geçişin güçlü bir işareti olarak karşımızda duruyor.
Kaynak: Euronews

İlgili Makaleler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Etkileşimde Kalın

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
0TakipçilerTakip Et
Haber hür, yorum kutsal!spot_img

SON HABERLER