Macit Gürbüz / Gazeteci-Yazar
Yaşamınızda hiç sarı-hoş oldunuz mu?
Bu muhteşem tanımlama ağabeyim şair- yazar Cazim Gürbüz’e ait.
Alçaklarda kavak sarısı git git bitmiyor
Yükseklerde kirli sarılar (sarılsam kirlerine)
Güz sonu defilesini seyretmek güzel
Bu sarılar adamı sarı-hoş eder.
Bu şiirinde Eylül’ün sarı renginden hem sarhoş olmuş hem sarı-hoş.
Dizelerinden her renk akan usta bir şairdi.
Herkesin aksine sonbahara aşıktı.
Sonbaharın yeniden doğmak için toparlanma ve yenilenme zamanı olduğunu söylerdi.
Eylül’e, sarıya, güz mevsimine, Cazim abime ya da sonbahara tekrar döneceğim, biraz izin.
Bilirsiniz renklerin dili vardır.
Güzel Sanatlar Fakültesi’nde hocalık yaparken, resim bölümünde görevli bir akademisyen arkadaşımın ısrarı ile dersine katıldım.
Dersin konusu renkler idi.
Her rengin bir dili mesajı nefesi kokusu vardır denilerek detaylara girildi.
Özdemir Asaf,
“Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu
Birinciliği beyaza verdiler” der ama derste renk yolculuğuna kırmızıdan başladılar.
Kırmızı adının; çöllerde bazı çöl bitkilerinin ve Orta ve Güney Amerika’da kaktüsler üzerinde yaşayan (Dactylopius coccus – koşinil) adlı kabuklu dişi böceklerin kurutulup öğütülmesiyle elde edildiğini orada öğrendim.
Az kalsın küçük dilimi yutacaktım, doğrusu benim için büyük sürpriz idi.
Araplar bu böceğe Kirmiz demişler.
Bizdeki kırmızı da oradan gelmiş ve dilimize yerleşmiş.
Oysa Türkçesi al’dır.
Türk kültüründe al kültü vardır, lohusa kadınlarımızı al basar mesela.
Memleketimde korkanlara, “Ne olir ola, al mı basir, ne gorhirsan?” derler.
İki kuruş fazla verir al renk alırız alacağımızı.
Arap’ı her zeminde kutsamaktan olsa gerek al yerine kırmızıyı daha çok kullanır olmuşuz.
Şarkısı da var ya, ‘sana kırmızı çok yakışıyor’.
Kirmiz böceğinden canlı ve kalıcı bir kırmızı, kızıl ve koyu bordo renkler elde edilmiş daha sonra.
Kırmızı renk Koşinil böceklerinin gövdesinde bulunan karminik asitten elde ediliyormuş.
Hani şu gıda endüstrisinde kullanılan ve E120 koduyla bilinen pigment.
Karminik asit, parlak ve canlı kırmızıdan koyu kızıla, ortama pH değerine bağlı olarak pembeye veya mora dönen zengin bir spektruma sahip.
Yüzyıllar boyunca Aztekler ve İnkalar tarafından tekstil ürünlerini boyamak için kullanılmış.
- yüzyılda İspanyollar tarafından Avrupa’ya getirilmiş ve altından sonra en değerli ticari meta olmuş.
Kırmızı renklendirici olarak şekerleme, yoğurt, meyve suyu ve soslarda, ruj – allık gibi makyaj malzemelerinde, tekstil sektöründe, kumaş boyamacılığında ve suluboya üretiminde kullanılmış.
Hoş hala kullanılıyor ya.
Ders değil adeta hayat dersiydi benim için.
Gelelim sarı-hoş eden sarı renge.
Sarı renk ve sonbahar hem doğayı hem de insan psikolojisini etkiliyor.
Derlenip toparlanarak insanı yeniden doğuşa taşıyan döngüsellik özelliği var.
Hüznü, olgunluğu ve içe dönüşü simgelerken aynı zamanda hayatın değişen ritmini hatırlatıyor insana.
Sarı renk geride kalan anılar demek, iç acıtsa da.
Uzun yazın ardından gelen sarı sonbahar ruhu dinlendirir sakinleştirir ancak insan dış dünyasından iç dünyasına bir yolculuğa başlar aynı zamanda.
En önemlisi ise, sonbahar başakların ve meyvelerin olgunlaşma zamanıdır, insanın ise yaşlılık ve bilgelik dönemidir.
En üretken olduğu dönemdir.
İşte size iki ustadan sarı sonbahar şiirleri.
Bana göre dünyanın en güzel kenti İstanbul’un tadına doyulmaz sonbahar hallerini bakın Şair Tarık Tufan nasıl anlatmış.
“İstanbul sonbaharda saçlarını arkadan topluyor
Nasıl da yakışıyor görmelisin”
Canım abim Cazim Gürbüz tüm bilgeliğiyle, ‘Çınarlar Çırılçıplak Olanda Gel’ şiirinde sonbaharı çınar metaforu üzerinden şöyle anlatmıştı:
Çınarlar çırılçıplak olanda gel
Çırıl çırıl
Işıl ışıl
Gel
Çınarlar soyunmaya durdu ha
Az vaktimiz var.
Canım abim, biliyorum bu sarı hoşluğu görme ve geri gelme olacağın yok.
Hissetmişsindir eminim.
Toprak kokusunu getirmiştir sana.
Kaldır başını da bak, güz geldi ortalık sarı-hoş oldu yine.
Çırıl çırıl her yer.
Çınarlar soyunmaya durdu çoktan.
Vakit ise ömre düşman.
Yaklaştırıyor bizi birbirimize.
Sarı hoş… hoş da… dünya bomboş.



