Her yeni eğitim-öğretim yılı başladığında içimizde hep aynı umut kırıntısı olur: Çocuklarımız arkadaşlarıyla sosyalleşsin, hayatı öğrensin, güvende olsun. Ancak bu yıl ders zili çaldığından beri içimizdeki o umut yerini derin bir tedirginliğe bıraktı.
Sadece ilk 24 gün içinde medyaya yansıyan haberlere şöyle bir bakalım: Manisa Turgutlu’da pompalı tüfekle bir okula düzenlenen ve 11 çocuğun yaralandığı saldırı, Van’da okula tüfekle gelen bir öğrenci, Osmaniye’de okul bahçesinde hayatını kaybeden bir öğretmen ve İstanbul Başakşehir’de bir ortaokulda bıçaklı saldırı sonucu yaşamını yitiren gencecik bir evladımız…
Yani 24 günde en az 4 ağır şiddet olayı.
Peki, tam da bu süreçte ne yapılmıştı? Eylül ayının ortasında Bakanlıklar bir araya gelip “okul güvenliği” protokolleri imzaladı. Ancak protokolün mürekkebi kurumadan yaşanan bu acı olaylar, hepimize aynı soruyu sorduruyor: Biz okulların kapısına kilit vurarak ya da bahçeye güvenlik görevlisi koyarak gerçekten çocuklarımızı koruyabiliyor muyuz?
“Bina Su Alırken Dış Cepheyi Boyamak”
Bu süreçte habere konu olan bir babanın (Burak Barkınay) kurduğu şu cümle zihnimize kazındı:
“Okul kapısına güvenlik koymak, bina su alırken yalnızca dış cepheyi boyamaya benziyor. Çatının ve temelin sağlam olması lazım.”
Gerçekten de öyle. Şiddet ve zorbalık sadece okulun demir kapısında başlayıp bitmiyor. Sınıfların içinde, sokakta, hatta çocuklarımızın elindeki telefon ekranlarında, dijital mecralarda akıp gidiyor.
Son günlerde etrafımızdaki anne-babalarla konuştuğumuzda herkesin aynı kaygıyı paylaştığını görüyoruz. Düne kadar kendi başına veya arkadaşlarıyla okula yürüyerek giden ortaokul, lise çocuklarını artık aileleri elinden tutup götürmeye başladı. Çocuklar bile sınıfa girdiğinde sırasını paylaştığı arkadaşına kuşkuyla bakıyor. Bir çocuğun arkadaşına emniyet duygusuyla değil, “Acaba bana zarar verir mi?” endişesiyle bakması kadar ağır bir tablo olabilir mi?
Asıl Mesele Sadece Okul Değil
VELİ-DER ve sahada mikrofon uzatılan velilerin altını çizdiği çok önemli bir nokta var: Sadece okulu “güvenli bölge” yapmaya çalışmak yetmez; güvenli evler, güvenli sokaklar ve sağlıklı bir toplum inşa etmek zorundayız.
Okullarda yaşanan bu şiddet sarmalı, derinleşen ekonomik eşitsizliklerden, psikolojik desteksizlikten ve toplumsal gerilimden bağımsız değil. Bir kriz yaşandıktan, bir canımız yandıktan sonra polis ekiplerini veya güvenlik tedbirlerini artırmak bir “çözüm” değil, sadece anlık bir reflekstir.
Ne Yapılmalı?
Bir veli ve bir birey olarak beklentimiz çok net:
-
Önleyici Politikalar: Okullara polis yığmak yerine; psikolojik danışman, rehber öğretmen ve sosyal hizmet uzmanı sayıları derhal artırılmalı.
-
Erken Müdahale: Akran zorbalığı ve şiddet eğilimi henüz büyümeden, bilimsel ve hak temelli programlarla çocuklara ulaşılmalı.
-
Şiddetin Kaynağına İnmek: Çocuklarımızın neden öfke dolu olduğunu, ellerine silahı/bıçağı nasıl bu kadar kolay alabildiklerini sorgulamalı ve yoksulluk ile sosyal güvensizliğin getirdiği tahribatı onarmalıyız.
Çocuklarımızın okul zilini duyduğunda heyecanla koştuğu, anne-babaların ise arkalarından el sallarken içinin rahat olduğu günlere bir an önce kavuşmak dileğiyle…
Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Çocuğunuzun okulunda alınan önlemleri yeterli buluyor musunuz? Yorumlarda buluşalım.
mansetustu.com



