Hakan Kanber / Gazeteci
KöşeliYorum
“Bilmeyene nefs, bilene nefestir…” demiş Şems-i Tebrizi…
“Eşim değil, eşitim…” demiş Hünkâr Hacı Bektaşi Veli…
“Cennet anaların ayaklarının altındadır.” diye buyurmuş Hazreti Muhammed…
“Yeryüzünde gördüğümüz her şey, kadının eseridir.” demiş Hazreti Ali…
Doğaya ‘ana’ demişiz… İnsanoğluna yaşam gereksinimlerinin bütün bileşenlerini sunduğu için…
Daha birçok şey söylenmiştir ‘kadın’a dair…
Görünen o ki; bizim memlekette tüm bunların hepsi ‘söz’de kalmış!
***
Şimdilerde kadını neredeyse Arapların Cahiliye Devri’nde olduğu gibi kuma gömecek duruma gelmişiz!
Gerçi öldürdükten sonra parçalara ayırıp, ayrı ayrı çöplere atanı gördük! Varile koyup, üstüne beton dökenini de… Dereye, tepeye, şuraya, buraya gömenini de…
Kısa bir süre önce son verilerin haberini hazırladık: 2026’nın ilk 8 ayında (Ocak-Ağustos dönemi) Türkiye’deki kadın cinayeti sayısı 197’ye ulaşmış!
***
Oysa Türklerin sözlü ve yazılı tarih belgelerinde; kadının erkeğinin yanında yer aldığı, beraber boy yönettikleri bilinen bir gerçek. Fakat tarihimizin önemli bir bölümünde kadın, yüzyıllarca Arap kültürü altında kaldı. Yozlaştı, değersizleştirildi…
Aslında bu aynı zamanda büyük bir çelişkiyi de beraberinde getirdi.
İslamiyet’in büyük önem verdiği, cenneti onların ayaklarının altına serdiği kadın, bizzat İslamiyet’in merkezinde ‘ayaklar altına’ alındı!
Bu durum, Türk topraklarında da yüzyıllarca devam etti!
Fakat kadınlar, ‘Ebedi Başkomutanımız, Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu aydınlık Türkiye Cumhuriyeti’nde hak ettiği yeri kısa sürede yeniden edindi.
Edindi, edinmesine ama karşı mücadele de hiç bitmedi.
Kadını, o seviyeye yeniden çekmek için her türlü yolu deneyenlerin bu çabaları sürdü ve hala sürmekte…
***
İstihdamda kadın yok! Açık kaynaklardan İŞ-KUR verilerine bakabilirsiniz.
Siyasette kadın yok! TBMM Milletvekili sıralarında kaç kadın var? Bir göz atın…
Meslek gruplarında aynı; kadınlara özgü işlerde bile yeteri sayıda kadın yok…
En önemlisi; evde kendi var ama etkinliği yok! Bulaşıktan çamaşıra, tuvalet temizliğinden bebek bakımına, aşçılıktan terziliğe kadar onlarca işi yapan kadın; dövülüyor, sövülüyor, ‘icabı halinde!’ öldürülüyor!
Özellikle ev ve tarım işlerinde, yani ağır işçilik gerektiren yerlerde, ‘kayıt dışı’ bir vaziyette, cansiperane çalışıyor/çalıştırılıyor.
Eşi hastalandığı zaman “erkek doktor olmaz” diyerek kadın doktor arayan “cahil-yobaz” kızını okutmuyor!
***
Kadın düşmanlığında sınır yok… Bilinen bütün sınırlar kalktı ya da kaldırıldı!
Kadına dair hemen her konuda “bilen-bilmeyen” herkes ‘fetva’ veriyor. Saçma sapan, aslı astarı olmayan açıklamalar havalarda uçuşuyor. Bu konuya dair, medyanın bütün kanallarında yığınla haber, yorum vs. zırvalıklar diz boyu.
Giyim-kuşamı, doğuracağı çocuk sayısı, gülmesi, yemesi, içmesi, oturması, kalkması…
Hatta sokakta yürüme şekli bile…
***
Gelelim ‘şiddet’ konusuna…
Erkeğin eğitimlisi de cahili de hiddetli ve de şiddetli!
Çeşitli araştırmalara göre; eğitimli erkek; kadına “psikolojik şiddet” uyguluyor. Eğitimsiz, yani cahil olanı direkt “sopa yöntemine” başvuruyor!
Kadına şiddet olgusu, toplumun büyük bir kesiminin yaşam biçimi olmuş sanki…
“Şiddet yanlısı, zihniyeti bozuk insanlar” tarafından bıçakla delik-deşik edilen, kafası-kolu kırılan ya da kurşunlanan “kadın haberlerini” medyadan izlerken içimiz sızlıyor.
***
Konuya neresinden bakarsak bakalım, “yanlışa” çıkıyor. Sosyal, kültürel, ekonomik, eğitimsel, fiziksel ya da dinsel… Kadına şiddet; toplumun bütün kesimlerine sirayet etmiş durumda.
Zengini-fakiri, sağcısı-solcusu, sosyali-anti sosyali, eğitimlisi-eğitimsizi, şehirlisi-köylüsü, inançlısı ya da inançsızı… Tekmili birden kadına fiziksel şiddet uygulayıp dövüyor, yaralıyor, öldürüyor. Veya şiddetin diğer bir yanı olan psikolojik baskı yolu ile yapacağından geri durmuyor.
Polise sığınan mağdur kadına, “Bir şey olmaz, o senin kocan. Barışırsınız” safsatalarıyla, baştan savıldığı en yaygın sorunlardan biri…
Koruma altına alınanların bile acımasız saldırıların kurbanı olduklarına şahit oluyoruz. Yakalanan zanlı, sorulan soruya “temizlik” yollu bir cevap sallıyor: “Namusumu kirletmişti. Pişman değilim. Yine yapardım.”
Yaratılışta fiziksel olarak eşit olmayan iki varlığın güçlüsü, güçsüzünü eziyor.
En sevmediğim, hatta tiksinti duyduğum ve atasözü olmadığına inandığım; “Kadının sırtından sopayı…” diye başlayan ve benzer içerikli imalar taşıyan sözleri unutmadığımız sürece bu “vahşi şiddet” sürer kanaatindeyim.
***
-Beşikteki çocuğunu uyuttuktan sonra, onu evde yalnız başına bırakıp, satırını kaptığı gibi soluğu Aziziye Tabyaları’nda alan ve göğüs göğüse Rus Ordusu ve Ermeni çetecilerle yiğitçe çarpışan Erzurumlu Nenehatun…
-Yüzbaşı kocası şehit olduktan sonra onun üniformasını üstüne çekip, kadınlardan oluşan bir birlik kurarak, ta İzmir’e kadar çarpışarak giden Erzurumlu Kara Fatma (Fatma Seher Erden)…
-Kastamonu İnebolu’dan Ankara’ya, kadınlardan oluşan bir cephane nakil hattı kuran ve yayan-yapıldak, yağmur-yağış demeden mermi taşıyan Şerife Bacı…
–Halide Onbaşı (Halide Edip Adıvar)…
–Halime Çavuş (Kocabıyık)…
–Gördesli Makbule Hanım…
–Çete Emir Ayşe…
–Tayyar Rahmiye…
–Kılavuz Hatice…
–Binbaşı Ayşe (Altıntaş)…
Ve adını sayamadığım niceleri…
İsimsiz ve belki de mezarları dahi belli olmayan kahramanlarımız…
Hepsi de kadındılar…
Aziz hatıraları önünde minnet ve saygıyla eğiliyorum. Işıklar içinde olsunlar.



