Hakan Kanber / Gazeteci
KöşeliYorum
“Ben hep 50 liralık yakıt alıyorum.”
Yurttaşın skimpflasyonu değil!
“Ben hep karnımı doyuracak en ucuz şeyleri alıyorum.”
Yurttaşın skimpflasyonu değil!
“Midenin penceresi yok ya; el alem bakıp da ne yediğimizi görsün?”
Yurttaşın skimpflasyonu değil!
“Soğan, tuz, ekmek…”
Yurttaşın skimpflasyonu değil!
“Öğün geçirdin mi? Senden kralı yok!”
Yurttaşın skimpflasyonu değil!
“Pazarın bitişinde, pazarcıların attıklarını topluyorum!
Yurttaşın skimpflasyonu değil!
Peki, kimin tetiklediği skimpflasyonda oluyor tüm bunlar?
Cevap? Cevap yok…
Kimseden çıt çıkmıyor! Ya da çıkamıyor!
***
Yukarıdaki ‘ironi’ gibi görünen ama son derece ‘gerçek’ ifadelerin benzerlerine, bazen de tıpatıp aynılarına sokak röportajlarında tanık oluyorum. Söylenenlerin hepsi gelip şu aşağıdaki dört başlık altında toplanıyor!
Enflasyon…
Skimpflasyon…
Şrinkflasyon…
Greedflasyon…
***
‘Enflasyon’un tanımını artık neredeyse kundaktaki bebek bile biliyor, onu geçelim…
Aynı fiyata daha kalitesiz ürün; skimpflasyon…
Aynı fiyata daha düşük gramaj; şrinkflasyon…
Enflasyon fırsatçılığı; greedflasyon… (Literatürdeki Türkçe meali: “Fiyat algısı bozuldu, neden daha fazla artırmayalım ki?”)
Hepsinin özeti: Sürekli gramajı düşürülen kalitesiz ürünleri, neredeyse her gün zamlı fiyatlarla satın almak ya da o ürünleri bile alamamak!
Nasıl? Tanıdık geldi mi?
İçinde bulunduğunuz/bulunduğumuz/bulundurulduğumuz durumu elin ‘gâvur’ ekonomistleri ne güzel tanımlıyorlar değil mi?
***
Yazının başlığına çektik; Kimin ‘Skimpflasyon’unda?
Derin düşünülecek olursa yukarıda tek tek yazdığım gibi içinde bulunduğu durum öncelikle ‘yurttaşın skimpflasyonu değil!’
Onlar skimpflasyonu yaratmıyor, yapılana tepki göstermiyor! Bu tepkisizlik de ateşi körüklüyor!
Kötü olan zaten bu…
Tepki göstermeli…
Onun için yazıyorum/yazıyoruz…
Soğandan, yavan ekmekten, pazarlardan atık toplamaktan, üç kuruşluk asgari ücret veya yine üç kuruşluk emekli aylığıyla kıt kanaat geçinmekten kurtulmak için artık ve lütfen bir şeylerin farkında olun…
***
Yakın çevremden sürekli uyarı alıyorum: Çiçek, böcek yaz. Ekonomi, siyaset yazma!
Tamam, ben zaten hiç hazzetmediğim bir meslek olan siyasetçi değilim.
Ekonomist de değilim.
İyi de hayatın kendisinin içinde bunlar yok mu?
***
Beni yakından tanıyanlar bilir; yılların kampçısı, doğaseveri ve karavancısıyım…
Yılın 8 ayını Anadolu’nun kadim yaylalarında, ulu dağlarında karavanda geçiririm…
O yücelerde, o ulu ormanlarda, o erişilmez doruklarda; Yörüklerle, Türkmenlerle dostluk kurar, kirlenmemiş tertemiz yaşamlarına gıpta ile tanıklık ederim. Rüya gibi günler geçiririm. Ekmeğimi kendim yapar, suyumu taşırım. Kent ve şebeke yaşamının sunduğu ve insan yaşamını kolaylaştıran bütün nimetlerden(!) vazgeçerim.
Hal böyle iken çiçek, böcek yazmaktan daha güzel ve daha kolay bir şey mi var?
Yazarım, hem de en kallavisini… İki kare de en muhteşeminden doğa fotoğrafı…
Ama onun ucu da geliyor siyasete, ekonomiye dayanıyor.
Karavanınızın yakıt deposu; çeyrek, yarım ya da ağzına kadar dolu. Kampınızı yapıyorsunuz, aradan şu kadar süre geçiyor, öbür kamp yerine gitmek için yine yakıt alacaksınız.
İstasyona yanaşıyorsunuz, karşınızdaki fiyat size yukarıdaki dörtlüyü suratınıza tokat gibi yapıştırıyor!
Bir önceki fiyatla o andaki fiyat farkını görünce;
Al sana Enflasyon…
Al sana Skimpflasyon…
Al sana Şrinkflasyon…
Al sana Greedflasyon…



