Gülşen Aras Gülmez / Kadına Dair Derneği (KADİDER) Yönetim Kurulu Üyesi
Enflasyon yalnızca fiyat etiketlerini değiştirmiyor; evdeki yaşamı, kadınların emeğini, ailelerin geleceğe dair planlarını ve toplumsal eşitlik mücadelesini de derinden etkiliyor.
Enflasyon, Ekim ayında da hane bütçesinin temel gündemlerinden biri olmayı sürdürdü. Market alışverişinden kiraya, elektrik ve su faturalarından eğitim ve sağlık harcamalarına kadar hayatın her alanında hissedilen fiyat artışları, ailelerin geçim mücadelesini daha da belirgin hâle getirdi. Ancak enflasyonu yalnızca ekonomik göstergeler, aylık fiyat değişimleri ve istatistikler üzerinden değerlendirmek, yaşananların toplumsal boyutunu görmezden gelmek anlamına geliyor. Çünkü enflasyonun her haneye eşit yansımadığı gibi, bu ekonomik baskının yükü de kadınlar ve erkekler arasında eşit paylaşılmıyor.
Enflasyonun görünmeyen yüzünde kadınların emeği var.
Ev ekonomisinin görünmeyen yöneticileri
Pek çok evde bütçeyi denkleştirme sorumluluğu hâlâ büyük ölçüde kadınların omuzlarında. Mutfak masraflarını azaltmak, daha uygun fiyatlı ürünleri araştırmak, çocukların ihtiyaçlarını karşılamak, faturaları yetiştirmek ve ay sonunu getirebilmek için harcamaları yeniden düzenlemek… Kadınlar, çoğu zaman sınırlı gelirle daha fazla ihtiyacı karşılayabilmenin yollarını arıyor.
Bir ürünün fiyatı arttığında yalnızca alışveriş listesi değişmiyor. Bazen etin, meyvenin ya da peynirin miktarı azalıyor; bazen çocukların sosyal etkinliklerinden vazgeçiliyor, bazen de kadının kendi ihtiyaçları erteleniyor. Yeni bir kıyafet almak, kişisel bakımına bütçe ayırmak, bir kitap satın almak ya da arkadaşlarıyla dışarıda vakit geçirmek, aile bütçesini korumak adına ilk vazgeçilenler arasında yer alabiliyor.
Böylece enflasyon, kadınların yalnızca ekonomik imkânlarını değil, yaşam kalitelerini, sosyal hayata katılımlarını ve kendilerine ayırabildikleri zamanı da etkiliyor.
Üstelik bu süreçte harcanan emeğin önemli bir bölümü ekonomik hesaplamalarda görünür hâle gelmiyor. Kadınların daha az harcama yapabilmek için harcadıkları zaman, yaptıkları fiyat araştırmaları, evde hazırladıkları yemekler ve aile ihtiyaçlarını karşılamak için üstlendikleri planlama sorumluluğu, çoğunlukla ücretsiz ev içi emek olarak kalıyor.
Ücretli çalışmak, ekonomik yükü ortadan kaldırmıyor
Kadınların iş gücüne katılması ekonomik bağımsızlık açısından önemli bir kazanım. Ancak ücretli çalışmak, enflasyon karşısında her zaman yeterli koruma sağlamıyor. Gelirler fiyat artışlarının gerisinde kaldığında çalışan kadınlar da geçim sıkıntısıyla karşı karşıya kalıyor. Özellikle düşük ücretli, güvencesiz ve kayıt dışı işlerde çalışan kadınlar açısından ekonomik kırılganlık daha belirgin olabiliyor.
Buna bir de ücretsiz bakım emeği ekleniyor. Çocukların, yaşlıların ve bakım ihtiyacı olan aile bireylerinin sorumluluğunu çoğunlukla kadınların üstlenmesi, çalışma hayatındaki seçeneklerini daraltabiliyor. Kadınlar kimi zaman daha az ücretli bir işi kabul etmek, çalışma saatlerini azaltmak veya kariyer hedeflerini ertelemek zorunda kalabiliyor.
Enflasyonun yükseldiği dönemlerde bu yük daha da ağırlaşıyor. Bakım hizmetleri ve temel ihtiyaçlar pahalandıkça kadınların hem gelir elde etme hem de ev içindeki sorumluluklarını yerine getirme mücadelesi zorlaşıyor. Dolayısıyla kadın yoksulluğunu yalnızca haneye giren gelir üzerinden değerlendirmek yeterli değil; gelirin kim tarafından kontrol edildiği, kaynakların nasıl paylaşıldığı ve ücretsiz emeğin nasıl dağıldığı da dikkate alınmalı.
Kadın yoksulluğu yalnızca bir gelir meselesi değil
Ekonomik zorluklar kadınların yaşamında birbirini besleyen sonuçlar doğurabiliyor. Yeterli ve dengeli beslenmeye erişimde yaşanan güçlükler, sağlık harcamalarının ertelenmesi, eğitim ve mesleki gelişim olanaklarının daralması, kadınların uzun vadeli yaşam fırsatlarını etkiliyor.
Özellikle tek ebeveynli hanelerde yaşayan, sosyal güvencesi bulunmayan, emekli maaşıyla geçinmeye çalışan veya düzensiz gelir elde eden kadınlar için bütçedeki en küçük açık bile önemli sonuçlar doğurabiliyor. Kadınların ekonomik bağımsızlığının zayıflaması, şiddet içeren ya da baskıcı ilişkilerden uzaklaşabilme imkânlarını da sınırlayabiliyor. Kendi gelirine ve güvenli barınma olanaklarına erişemeyen bir kadının bağımsız bir yaşam kurması çok daha güç hâle gelebiliyor.
Bu nedenle enflasyonla mücadele, yalnızca fiyat istikrarını sağlamaya yönelik ekonomik politikalarla sınırlı düşünülmemeli. Ekonomik istikrarın toplumsal eşitlikle birlikte ele alınması gerekiyor.
Çözüm yalnızca tasarrufta değil, eşitlikte
Hanelere tasarruf önerileri sunmak, bütçe planlamasını teşvik etmek veya tüketim alışkanlıklarını gözden geçirmeyi önermek belirli koşullarda yararlı olabilir. Ancak gelirinin büyük bölümünü kira, gıda, ulaşım ve faturalar için harcayan bir aileye yalnızca tasarruf etmesini söylemek, sorunun yapısal boyutunu çözmeye yetmez.
İhtiyaç duyulan, insanların temel gereksinimlere erişimini güvence altına alan ve ekonomik yükü adil biçimde paylaşan politikalardır.
Bunun için ücretlerin ve sosyal desteklerin yaşam maliyetleri karşısındaki durumunun gözetilmesi, çocuk bakım hizmetlerinin erişilebilir hâle getirilmesi, yaşlı bakımının kamusal olarak desteklenmesi, kadınların güvenceli istihdama katılımının artırılması ve eşit işe eşit ücret ilkesinin güçlendirilmesi önem taşıyor. Emekliler, düşük gelirli haneler ve tek başına çocuk büyüten kadınlar için etkili sosyal koruma mekanizmaları da ekonomik kırılganlığın azaltılmasına katkı sağlayabilir.
Ayrıca ekonomik kararların kadınlar üzerindeki etkileri değerlendirilirken toplumsal cinsiyet boyutu göz ardı edilmemeli. Kadınların bütçe ve ekonomi politikalarının oluşturulmasına katılımı, yalnızca temsil açısından değil, ihtiyaçların doğru belirlenmesi açısından da önemlidir.
Ekonomik adalet, toplumsal eşitliğin parçasıdır
Ekim ayında da aile bütçelerinin temel gündeminde yer alan enflasyon, bize bir kez daha önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Ekonomi, yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Ekonomi; sofraya konulan yemek, çocuğun eğitim imkânı, yaşlı bir aile bireyinin bakımı, kadının kendi geleceği için yapabildiği birikim ve herkesin insanca yaşama hakkıdır.
Bir ülkede kadınların ekonomik bağımsızlığından söz edebilmek için onların yalnızca çalışmasını değil, emeklerinin karşılığını almasını, gelirlerini özgürce kullanabilmesini ve bakım sorumluluklarını eşit paylaşabildiği bir toplumsal düzende yaşamasını da sağlamamız gerekir.
Enflasyonun etkilerini azaltmak, kadınların omuzlarındaki görünmeyen yükü hafifletmekle de ilgilidir. Çünkü evin bütçesini denkleştirmek için kendi ihtiyaçlarından vazgeçmek zorunda kalan kadınların emeğini görünür kılmadan, ekonomik adaleti bütünüyle tesis etmek mümkün değildir.
Gerçek refah, yalnızca fiyatların ve gelirlerin dengelenmesi değil; hiç kimsenin temel ihtiyaçlarından, yaşam hakkından ve geleceğe dair umutlarından vazgeçmek zorunda kalmadığı bir düzenin kurulmasıdır. Kadınların ekonomik güvenceye, eşit fırsatlara ve insanca yaşam koşullarına erişebildiği bir toplum, ekonomik krizlere karşı daha dayanıklı ve daha adil bir toplum olacaktır.



