Gülüzar Akay / Gazeteci
“Durun, siz daha çocuksunuz!” diye haykırmak geliyor insanın içinden…
Hangi ara büyüdünüz?
Yemeğinizi, oyuncaklarınızı, hayallerinizi bile paylaşıyorken, nasıl bu hale geldiniz?
Birbirlerine ‘racon’ kesiyorlar! O ‘racon’a uymayan ‘çocuk’ travmatik bir şekilde cezalandırılıyor!
Mafya filmlerinden fırlamış gibiler!
Büyümüş de küçülmüş gibiler!
Ağız, burun kırıyorlar, bıçaklıyorlar, yerine göre öldürüyorlar!
Ellerinde bıçaklarla, sınıf arkadaşı kızın evini basan 12-13 yaşlarındaki diğer kızlar!
Medyada konu edilen onlarca vaka sıralayabiliriz!
Tarafların hepsi de çocuk!
***
Akran zorbalığı…
Toplumumuzun başını ağrıtan büyük belalardan biri…
Geleceğimizi tehdit eden sayısız etkenlerin başında geliyor…
Aileler çaresiz, eğitimciler çaresiz…
Gözlerimizin önünde ‘şiddet’ yanlısı bir nesil yetişiyor!
Filmler, diziler, dijital mecralar ve çocukların ilgi alanına giren bilgisayar oyunlarından oluk oluk kan akıyor!
Bu zorbalık türü literatürde şöyle geçiyor: Aynı yaş grubu içinde fiziksel, duygusal ya da sosyal biçimde zarar veren, tekrarlanan saldırgan davranış biçimi…
Türkiye’de bu tanımlamanın çeşitli versiyonlarına tanık oluyoruz: Sosyal, siber, psikolojik…
***
Kimler hedef oluyor? Kimler zorbalık yapıyor?
Zorbalığın hedefinde olanlar şöyle tanımlanıyor:
Özgüveni düşük, fiziksel ya da sosyal olarak farklı görülen, duygusal hassasiyeti yüksek çocuklar.
Zorbalık yapanlar ise; genellikle kendini başka şekilde ifade edemeyen, çoğunlukla aile içi sorunlar yaşayan, güç arayışı içinde olan çocuklar.
Yukarıda yazdıklarım konunun uzmanları tarafından ifade edilenler…
Yani teşhis…
***
Peki, işin tedavisi ne?
Tedaviye dönük somut bir şey neredeyse ve maalesef yok…
Milli Eğitim Bakanlığı ve hemen hemen bütün illerin milli eğitim müdürlükleri düzeyinde sayısız araştırma yapılıyor. Bu araştırmalar raporlaştırılıyor. Bu raporlarda; dilek ve temenniler, tavsiyeler dile getiriliyor. Eylem planları hazırlanıyor…
Sonra?
Sonrasını ben de bilmiyorum!
Bilen varsa yazının altına yazsın lütfen…
Sağlık Bakanlığı da bu alanda çalışmalar yapmış: 2024’ün ilk 11 ayında 185 bin 899 çocuk bu nedenle psikolojik danışmanlık hizmeti almış. Bu sayı 2022’de 117 binmiş. Bakanlığın bir başka araştırması, çocukların yüzde 23’ünün mağdur, yüzde 50’sinin tanık, yüzde 1’inin fail, yüzde 2’nin hem fail hem mağdur olduğunu ortaya koymuş.
***
Türkiye’deki akran zorbalığı boyutsal olarak o kadar dikkat çekici olmalı ki; yerli araştırmaların yanı sıra uluslararası kurum ve kuruluşlar da topa girme gereği duymuşlar. O çalışmalardan birkaçını burada vermekte yarar var:
FutureBright Group’un 2025’te 12 ilde yaptığı çalışmaya göre, okula giden her 4 öğrenciden 3’ü bir şekilde akran zorbalığıyla ilişkili durumda.
UNICEF Türkiye, “Türkiye Eğitim Sektöründe Akran Zorbalığının Ele Alınması” başlıklı bir savunuculuk notu yayımlamış durumda; bu belge, okullarda zorbalığı önlemek için karşılaşılan zorlukları ve müdahale yollarını ortaya koyuyor.
Okulda, sokakta veya sosyal yaşamın herhangi bir yerinde zorbalığa uğrayan çocukların yankılanmayan bu çığlığı; ne yazık ki çoğu zaman yetişkinlerin de gözünden kaçıyor.
Her gün, sayısını bilmediğimiz kaç çocuk, sırf farklı olduğu için arkadaşlarının sözlü, fiziksel ya da dijital saldırılarına maruz kalıyor?
***
Geçtiğimiz hafta bir haber manşet oldu: 13 yaşındaki bir çocuk, okulda maruz kaldığı zorbalık nedeniyle psikolojik destek almak zorunda kaldı. Sadece sözlü değil; sosyal dışlanma, dijital ortamda hakarete uğrama ve hatta arkadaşları tarafından “şaka” adı altında aşağılanma…
Bu bir istisna değil. 2025 yılında Türkiye’de özellikle okullarda yaşanan akran zorbalığı artık görmezden gelinemeyecek kadar yaygın. Üstelik sadece fiziksel şiddet değil, dijital dünyanın da etkisiyle çok daha karmaşık ve görünmez hale gelmiş durumda. Örnekleri; yazılı, dijital ve görsel medyada karşımızda…
Konu geçiştirilemeyecek kadar önemli!
Acil önlemler alınmalı!
Burada en önemli görev her zaman olduğu gibi ailenin…
Bugün akşam haberlerinde izlediğimiz taraflardan biri yarın gazetelerin 3. Sayfalarında yer almasın!
Son cümle:
“Akran zorbalığına karşı artık sadece izleyici değil, mücadele eden taraf olmalıyız. Çünkü sessizlik, şiddeti besliyor.”



