Az egil…

Macit Gürbüz / Gazeteci-Yazar

 

Gazetecilik çok renkli meslektir.

 

Zordur, şartları ağırdır, yıpratıcıdır ancak unutulmaz izler bırakır hem toplumun hem de gazetecinin hafızasında.

 

Hem acı hem komik hem şaşırtıcı hatta dinleyene ‘amma atıyor’ dedirtecek anıları vardır.

 

Ülkenin bu can sıkıcı ve bıçak sırtı gündeminde sizi bir komik anı ile gülümsetmek isterim, başarabilirsem ne mutlu bana.

 

Yıl 1995 sanıyorum, Demirel Doğu gezisinde.

 

İlk durağı Erzurum.

 

Programa göre karayoluyla Kars’a geçecek ve bir dizi incelemeler, ziyaretler ve açılışlar yapacak.

 

Demirel ve konvoyunu Erzurum Valiliği’nin basına tahsis ettiği bir minibüsle takip ediyoruz.

 

Bir ilçeye geldiğimizde ısrarlı konukluk isteklerini geri çevirmedi merhum Demirel ve kaymakamlığa geçerek halkla ve yetkililerle buluştu.

 

Basın alınmadı.

 

Gazeteci arkadaşlarımla minibüste beklemeye başladık.

 

Minibüsün en önündeki tekli koltukta oturuyordum.

 

Minibüsün önünde büyük bir tabaka kartona kocaman harflerle kırmızı keçe kalemle ‘BASIN’ yazıyordu.

 

Halk etrafımızı sarmış bizi yakından inceliyordu.

 

Camlar parladığı için iki ellerini cama yaslayıp kafalarını dayayarak minibüsün içindeki BİZ’i scan ediyorlardı adeta.

 

Ne de olsa BASIN gelmişti.

 

Ne menem şeydi bu basın?

 

Palabıyık bir vatandaş ön koltukta oturan beni tepeden tırnağa inceledi.

 

O zaman yoktu ama bugüne tahvil edersek, o kadar scan ettiki beni, elde ettiği verilerle neredeyse karekodumu çıkaracaktı.

 

Hem de fotoğraflı.

 

O arada gözü BASIN’a ilişti.

 

Bir türlü anlam veremedi bu yazıya.

 

Basın da ne ola ki?

 

‘Basın nedir yav, terbiyesiz herifler’ diyordu eminim içinden.

 

Cama yaklaştı ve uzun uzun beni süzdükten sonra eliyle yazıyı gösterdi, hafif yan dönerek ve otuz derece kadar eğilerek bana seslendi, “az egil!”.

 

Adam kötü niyetini açıkça belli etmişti.

 

Basın yazısı adamın aklına farklı şeyler getirmişti demek ki.

 

Uyanıklık edip minibüsün en önüne oturmuştum Demirel’in gezisini en önden ve rahatça takip edeyim diye ancak bu uyanıklığımın bedeli ağır olacaktı bana hiç şakası yoktu.

 

Bu isteğini tiyatral bir şekilde göstermişti üstelik.

 

Şimdi gel de anlat BASIN’ın İngilizce PRESS sözcüğünden geldiğini.

 

Press’in: baskı, mengene cendere, sıkacak, preslemek vs gibi anlamları yanında gazeteci ve muharrir anlamına geldiğini nasıl ifade edebilirdim ki bu adama?

 

Güdümlü füze gibi kilitlenmişti BASIN’a.

 

Gülme krizine girmiştim, karnım ağırıyordu gülmekten.

 

Adam çok bozulmuştu bu alaycı halime, elini havada sallayarak tehooooo… tehoooo…tahhhhh… dedi ve uzaklaştı minibüsün yanından.

 

Tüm gazeteciler koro halinde gülüyorduk kahkahalarla.

 

Herkes birbirine dönüp, ‘az egil’ diyor ve gülmekten adeta uğunuyordu.

 

Meslek yaşamım boyunca basın yazısını gördüğümde hala katıla katıla gülerim.

 

Egil’ci ve tehooo’cu vatandaşımız gözümün önüne gelir o an.

 

Törenlerde, ‘Sayın Basın Mensupları’ diye söze başlandığında kendimi tutamıyorum, e ne yapayım aklıma ‘az egil’ geliyor.

 

Kızmayın, kınamayın.

İlgili Makaleler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Etkileşimde Kalın

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
0TakipçilerTakip Et
Haber hür, yorum kutsal!spot_img

SON HABERLER