Gülüzar Akay / Gazeteci
Türkiye’nin genç nüfusuyla övündüğümüzü hepimiz biliyoruz. Peki, bu genç nüfusun ne kadarı eğitim hayatına devam edebiliyor, ne kadarı çalışıyor ve ne kadarı geleceğine dair umutlarını koruyabiliyor?
Medyada yayımlanan ve OECD verilerine dayanan haberlerde, tam da bu sorular yeniden gündeme getiriliyor. Haberlere göre Türkiye, 15-29 yaş aralığında ne eğitimde ne de istihdamda bulunan gençlerin oranında OECD ülkeleri arasında ilk sırada yer alıyor. Üstelik açıklanan oran yüzde 27,12.
Başka bir ifadeyle, bu yaş grubundaki her dört gençten yaklaşık biri eğitim sisteminin ve çalışma hayatının dışında kalıyor.
Buna şampiyonluk denir mi? Elbette hayır. Çünkü burada söz konusu olan bir spor müsabakası değil, milyonlarca gencin hayatını ve ülkenin geleceğini ilgilendiren ciddi bir toplumsal mesele.
GENÇLER NEDEN EVDE KALIYOR?
“Ev genci” kavramını yalnızca evinde oturan, çalışmak istemeyen veya sorumluluk almaktan kaçınan gençler üzerinden değerlendirmek bana göre büyük bir haksızlık olur.
Bir gencin eğitim hayatından kopmasının, iş bulamamasının ya da iş aramaktan vazgeçmesinin arkasında farklı nedenler bulunabilir.
Bu sorunun cevabını aramadan bütün sorumluluğu gençlerin üzerine yıkmak, sorunun kendisini görmezden gelmek anlamına gelir.
OECD VERİLERİ BİZE NE SÖYLÜYOR?
Haberlerde aktarılan 2025 yılı OECD verilerine göre, Türkiye’de 15-29 yaş grubunda ne eğitimde ne de istihdamda bulunan gençlerin oranı yüzde 27,12. Kolombiya yüzde 24,28 ile ikinci sırada, Meksika ise yüzde 18,63 ile üçüncü sırada bulunuyor.
Aynı haberlerde OECD ortalamasının yüzde 12,90 olduğu belirtiliyor. Bu da Türkiye’nin oranının ortalamanın iki katından fazla olduğuna işaret ediyor.
15-24 yaş grubuna bakıldığında ise Türkiye yüzde 23,63 ile ikinci sırada yer alıyor. Bu yaş aralığında ilk sırada yüzde 25,57 ile Kolombiya bulunuyor.
Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) 2025 yılı gençlik istatistiklerine ilişkin haberlerde aktarılan rakamlar da dikkat çekici. Genç işsizlik oranı yüzde 15,3 olarak açıklanırken ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı yüzde 23,3 seviyesinde veriliyor. Genç kadınlarda ise bu oran yüzde 30,9’a ulaşıyor.
Bu rakamlar yalnızca ekonomik göstergeler olarak görülmemeli. Her birinin arkasında ertelenen bir hayat planı, karşılığı alınamayan bir eğitim, bağımsız yaşama geçemeyen bir genç veya ailesinin desteğiyle ayakta kalmaya çalışan bir insan olabilir.
DİPLOMA VAR, PEKİ İŞ NEREDE?
Bugünün gençleri için eğitim almak tek başına güvenli bir gelecek anlamına gelmiyor. Üniversiteyi bitirmek, yıllarca ders çalışmak ve meslek sahibi olmak için çaba göstermek önemli; ancak mezuniyet sonrasında iş bulamamak, gençlerin beklentileriyle gerçek hayat arasındaki mesafeyi büyütüyor.
İşverenlerin deneyim talep ettiği, yeni mezunların ise deneyim kazanabilecekleri bir işe ulaşmakta zorlandığı bir ortamda gençlerin karşısına ciddi bir çıkmaz çıkıyor.
Bu uyumsuzluğun nedenlerini anlamak için mesleki eğitimden üniversite programlarına, istihdam politikalarından ücret düzeylerine kadar birçok konuyu birlikte değerlendirmek gerekiyor.
GENÇ KADINLAR AÇISINDAN TABLO DAHA DA DÜŞÜNDÜRÜCÜ
Genç kadınlarda ne eğitimde ne istihdamda olma oranının yüzde 30,9 olarak verilmesi, üzerinde ayrıca durulması gereken bir konu.
Eğitimini tamamlayamayan, iş arama sürecinde çeşitli engellerle karşılaşan veya bakım sorumlulukları nedeniyle çalışma hayatına katılamayan kadınların karşılaştığı güçlükler birbirinden farklı olabilir.
Bu nedenle genç kadınların istihdama katılımını artırmak için yalnızca iş ilanlarının sayısını artırmak yeterli olmayabilir. Erişilebilir çocuk bakım hizmetleri, fırsat eşitliği, güvenli çalışma ortamları ve mesleki gelişim olanakları da değerlendirilmelidir.
GENÇ NÜFUSUMUZ GERÇEKTEN BİR AVANTAJ MI?
Türkiye’nin genç nüfusu uzun yıllardır önemli bir avantaj olarak görülüyor. Ancak genç nüfusa sahip olmakla genç nüfusu doğru değerlendirmek aynı şey değil.
Gençler eğitim alamıyor, iş bulamıyor veya yeteneklerini ortaya koyabilecekleri alanlara ulaşamıyorsa nüfusun genç olması tek başına ekonomik ve toplumsal bir üstünlük sağlamaz.
Asıl mesele, bu potansiyelin nasıl değerlendirildiğidir.
Bugün eğitimden ve iş hayatından uzak kalan gençlerin yaşadığı sorunlar, yarının ekonomik ve sosyal sorunlarına dönüşebilir.
ORTADA KUTLANACAK BİR DURUM YOK
OECD verilerinde ilk sırada yer almak, kulağa bir başarı gibi sunulsa da söz konusu olan gençlerin eğitim ve istihdam dışında kalmasıysa ortada kutlanacak bir durum yok.
Bence asıl başarı; bir gencin mezun olduktan sonra iş bulabilmesi, çalıştığında geçimini sağlayabilmesi, kendi ayakları üzerinde durabilmesi ve geleceğini başka ülkelerde aramak zorunda hissetmemesidir.
Bu nedenle “ev gençleri” meselesine suçlayıcı bir gözle değil, çözüm arayan bir anlayışla yaklaşmalıyız.
Çünkü bir ülkede gençlerin evde kalma oranı değil, hayata katılma imkânları rekor kırmalı.



