Türkiye ekonomisi açısından her açıklama aynı ağırlığı taşımıyor. Özellikle dünyanın önde gelen finans kuruluşlarından gelen değerlendirmeler, yalnızca bir analiz olarak görülmemeli. Çünkü bu tür raporlar uluslararası yatırımcıların Türkiye’ye bakışını, risk algısını ve yatırım kararlarını doğrudan veya dolaylı biçimde etkileyebiliyor. Son dönemde JPMorgan’dan Türkiye ekonomisine yönelik gelen uyarılar da bu nedenle dikkatle değerlendirilmesi gereken bir gelişme.
Benim açımdan burada önemli olan, JPMorgan’ın ne söylediğinden çok, söylediği konuların Türkiye ekonomisinin gerçekleriyle ne kadar örtüştüğüdür. Çünkü ekonomide dışarıdan gelen her uyarıyı reddetmek de, her değerlendirmeyi mutlak doğru kabul etmek de doğru değildir. Yapılması gereken, uyarının işaret ettiği riskleri kendi gerçeklerimizle birlikte değerlendirmektir.
Türkiye ekonomisinin son yıllardaki en önemli sorunu hiç kuşkusuz enflasyon olmuştur. Enflasyon yalnızca fiyatların yükselmesi anlamına gelmiyor. Aynı zamanda vatandaşın satın alma gücünü, şirketlerin maliyetlerini, yatırım kararlarını ve finansal dengeleri bozuyor. Bu nedenle enflasyonla mücadelede başarı sağlanmadan ekonomide kalıcı ve güçlü bir normalleşmeden söz etmek oldukça zor.
JPMorgan gibi uluslararası finans kuruluşlarının Türkiye değerlendirmelerinde enflasyon, para politikası, faizler, döviz kuru ve dış finansman gibi başlıkların öne çıkması tesadüf değil. Uluslararası yatırımcı açısından Türkiye’nin yatırım yapılabilirliğini belirleyen temel unsurlar bunlardır.
Burada özellikle para politikası büyük önem taşıyor. Merkez bankasının enflasyonla mücadelede kararlı bir duruş sergilemesi gerekiyor. Ancak faiz oranlarının yüksek olması da ekonominin diğer tarafında ciddi maliyetler oluşturuyor. Şirketlerin krediye erişimi zorlaşıyor, yatırım iştahı düşüyor ve özellikle KOBİ’ler finansman konusunda daha fazla zorlanıyor.
Dolayısıyla ekonomi yönetiminin önündeki görev oldukça zor. Bir tarafta enflasyonu düşürmek, diğer tarafta üretimi ve yatırımları canlı tutmak gerekiyor. Bu iki hedefin birbirine zarar vermeden gerçekleştirilmesi ise doğru politika bileşimini zorunlu kılıyor.
Bence JPMorgan uyarısının asıl dikkate alınması gereken tarafı da burada ortaya çıkıyor. Türkiye ekonomisinin yalnızca faiz oranları veya döviz kuru üzerinden değerlendirilmesi yeterli değildir. Asıl mesele, ekonomik programın güvenilirliği ve sürdürülebilirliğidir.
Çünkü yatırımcı önce güven arar. Güven varsa yüksek riskler bile belirli ölçüde yönetilebilir. Ancak güven zayıfladığında küçük bir gelişme bile büyük sermaye hareketlerine neden olabilir. Türkiye gibi dış finansman ihtiyacı bulunan ekonomiler açısından güvenin değeri daha da büyüktür.
Bugün Türkiye’nin önündeki en önemli hedeflerden biri enflasyon beklentilerini kalıcı biçimde aşağı çekmektir. Bunun için sadece faiz politikası yeterli olmaz. Maliye politikası, kamu harcamaları, ücret politikaları, üretim politikaları ve yapısal reformların aynı hedef doğrultusunda ilerlemesi gerekir.
Özellikle üretim tarafını güçlendirmeden yalnızca talebi baskılayarak enflasyonla mücadele etmek uzun vadede yeterli olmayacaktır. Türkiye’nin daha fazla üretmesi, daha yüksek katma değerli ürünler ihraç etmesi ve ithal girdilere olan bağımlılığını azaltması gerekiyor.
Enerjiden tarıma, sanayiden teknolojiye kadar birçok alanda yerli üretim kapasitesinin artırılması bu nedenle ekonomik bağımsızlığımız açısından da önem taşıyor.
Bir başka önemli konu ise döviz kuru. Türkiye ekonomisinde döviz kuru yalnızca ithalat ve ihracatı değil, doğrudan enflasyonu da etkiliyor. Üretimde ithal ara malı ve enerji kullanımı yüksek olduğu sürece kur hareketlerinin fiyatlara yansıması kaçınılmaz oluyor. Bu nedenle kur istikrarının sağlanması için yalnızca piyasaya müdahale etmek değil, ekonominin dış kaynak ihtiyacını azaltacak yapısal adımlar atmak gerekiyor.
Borsa ve diğer finansal piyasalar açısından da JPMorgan gibi kuruluşların açıklamaları önemlidir. Çünkü küresel fon yöneticileri bu tür raporları yakından takip ediyor. Türkiye’ye yönelik risk algısının yükselmesi sermaye girişlerini olumsuz etkileyebilirken, olumlu beklentiler yabancı yatırımcı ilgisini artırabilir.
Ancak burada yerli yatırımcıyı da unutmamak gerekiyor. Ekonomi politikalarının nihai amacı yalnızca yabancı yatırımcıyı memnun etmek olmamalıdır. Asıl hedef, Türkiye’de yaşayan vatandaşın refahını artırmak, işletmelerin sürdürülebilir şekilde faaliyet göstermesini sağlamak ve istihdamı korumaktır.
Benim düşüncem şu: JPMorgan’ın uyarısı bir felaket senaryosu olarak görülmemeli, bir alarm zili olarak değerlendirilmelidir. Ekonomide sorunların üzerine zamanında gidilirse riskler fırsata dönüştürülebilir. Önemli olan uyarıyı yapan kuruma kızmak değil, uyarının işaret ettiği problemleri doğru analiz etmektir.
Türkiye ekonomisinin ciddi potansiyeli var. Genç nüfus, güçlü girişimcilik kültürü, geniş üretim kapasitesi, stratejik coğrafya ve büyük iç pazar önemli avantajlarımızdır. Fakat bu avantajları kalıcı ekonomik güce dönüştürmek için enflasyonun düşürülmesi, hukuk ve kurumlara güvenin güçlendirilmesi, üretimin desteklenmesi ve öngörülebilir bir ekonomi yönetiminin sürdürülmesi gerekiyor.
Sonuç olarak JPMorgan’dan gelen uyarıyı küçümsememek gerekir. Fakat bunu Türkiye ekonomisinin geleceğine ilişkin karamsar bir tablo olarak da görmemeliyiz. Ekonomide başarı, sorunları saklamakla değil, sorunları zamanında görmek ve çözmekle mümkündür.
Bugün yapılması gereken de tam olarak budur: Uyarıları dikkate almak, gerçekleri doğru okumak ve Türkiye ekonomisini daha sağlam temeller üzerine oturtmak. Çünkü güçlü ekonomi yalnızca yüksek büyüme rakamlarından değil; düşük enflasyondan, yüksek üretimden, istikrarlı kurdan, güçlü istihdamdan ve en önemlisi toplumun geleceğe güvenle bakabilmesinden oluşur.



