Gülüzar Akay / Gazeteci
Yansı
Bu bir feryadın ötesinde…
Kriz kapıda falan değil, çoktan içeri girdi bile…
Türkiye’de yaşıyorsan tüm çağrılara kulak vermelisin.
Deyim yerindeyse her köşe başında bir feryat…
O kadar çok ki ne tarafa dönsek S.O.S. veren bir doğa parçası görüyoruz.
Bu sesler arasında öyle bir çağrı var ki duymamak için sağır olmak gerekir.
Feryat doğadan yükseliyor.
***
Tüm dünya genelinde olduğu üzere Türkiye’de de doğa kaybı ciddi şekilde alarm veriyor.
Öyle ki Avrupa’da konu ile ilgili araştırmalar yapılıp, veriler paylaşıldı.
Geçtiğimiz günlerde bizim internet sitemizde de önemli bir çevre haberi olarak yerini aldı.
Türkiye, doğa kaybında Avrupa birincisi oldu!
Doyamadık felaketler liginde birinciliklere…
Bu araştırmalar özetle diyor ki; “Doğa ve tarım alanlarının sanayi, maden ve inşaat projeleri nedeniyle hızla yok olduğunu ortaya koydu.”
Bu hoyrat tarz doğal yaşam alanlarını, biyolojik çeşitliliği ve ekosistemleri hızlıca tüketti!
Nasıl tüketmesin ki?
Hepimiz bir çırpıda sayılan nedenleri ve sonuçlarını Türkiye versiyonu ile anlatabiliriz.
***
İnşaat ile başlayalım mı?
Ne de olsa en sevdiğimiz sektör!
Nedenlerini burada tek tek yazmamıza gerek yok, malumunuz…
Orman, dağ, tepe, tarım alanı demedik, ezdik geçtik.
Zeytin ağaçlarını söktük.
Başka alanlara taşıyıp dikecekmişiz!
Dünyada sanırım başka örneği yok…
Deniz kıyılarını bile kontrolsüzce doldurup sonuçlarını izledik.
Yok ettiğimiz tüm bu alanları sırasıyla yapılaşmaya açtık.
“Doğa Turizmi” görünümlü betonlar ile övündük.
Yatırım, iş imkânı diye PR’ını yaparak organize sanayi bölgeleri (OSB) kurduk. En çok tarım arazisini de onlar yuttu.
İklim değişikliği, çevre kirliliği, kalan göllere, derelere ve denizlere dökülen atıklar da cabası.
***
Ya madenler? En trajiği de onlar…
Açılan hektarlarca alının “Enerji Projeleri” ambalajı ile sunumları yapıldı.
Yerli yatırımcı bunu yaparken, coni de boş durmadı. O da bu vahşi kıyım sofrasına çöktü. Hem de başköşeye oturdu!
Bilirsiniz; bu coniler, kendi ülkelerinde bir karış doğa parçasına bile zarar vermezler/veremezler.
Adamlarda ağır yaptırımlar var ne de olsa…
Kendi ülkelerindekileri neredeyse pamuklara sarıp saklarlar…
Ama başka ülke olunca ve o başka ülkenin yasaları da izin verince…
Sözün üstünü siz getirin…
***
Ülkemiz, benzersiz biyolojik çeşitliliğe sahip ancak bu değerleri yukarıda saymaya çalıştığımız nedenlerden dolayı hızlıca tüketiyoruz.
Biz bu harala gürele içindeyken o cılız ses devreye giriyor.
Duyuyor musun?
Ormanları yok etmeyin!
Ağaç kesimine bir son verin!
Biliyor musunuz? Ormanlar sadece oksijen üretmekle kalmaz, ekosistem dengesinin korunmasında da hayati rol oynar.
T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı verilerine göre; ülkemizde son 20 yılda ortalama 100 bin hektar orman kaybı yaşanmış.
***
Ez cümle; doğa kaybının sadece ekosistemler için değil, insanlık için de büyük bir tehdit oluşturduğunun altını kalınca çizmek isterim.
Türkiye’nin benzersiz doğası, bu kayıplara daha fazla dayanamayacak noktaya geldi.
Eğer bu sorunu çözemezsek, kaybolan sadece doğa olmayacak, biz de kaybolmuş olacağız.



